uzun uyku, çok rüya, uzun kahvaltılar, sabah kahveleri, gazeteler ve ekleri... açık deniz, az insan, uzun ve geniş yollar, az araba, az fren sesi... az sohbet, az konuşma, az ses, az gülüşme, az düşünce...
bu sahte sukunet, sakinlik beni hasta ediyor. üstü beyaz, cıvık iltihap kaplı uzun ince bir ur!!! sessizlik boğazımda yutkundukça artan, kusulamayan balgam. ah, bağırmak istiyorum! hayır bağarmak, bağarmak istiyorum!!! pembe yanaklı, küçük çocuğu tokatlamak istiyorum. ben bu yeşilleri, bu kırmızıları, bu kedili pijama takımlarını, bu ziyaretleri, komşuluk samimiyetlerini, bu çocukluğu, bu hanımkızlığı, kendi adımı, adımdaki "y" harfini, hele soyadımı, bu fazla etlerimi, fazla zevklerimi, saçma lükslerimi, ah, hediye parfümleri, evdeki tüm topuklu terlikleri, sahte deri baba terliklerini, şu duvardaki çocukça hediyeleri, hediyeye hürmet eden zihniyeti, türk motifli halıları, modern kılıklı ucuz halıları, neşeli iç çamaşırlarını, çorapları, lise çoraplarımı, bu evi, bu gereğinden geniş evleri, bu kalın, uzun apartmanları, arabaları, ellerimi,avuç içlerimi, gözlerimi, saç diplerimi, kendim de dahil tüm yeterince sevmediklerimi, tüm yavru hayvanları, tüm benetton reklamlarındaki çocukları, tüm levis reklamlarındaki genç insanları, tüm karaca yemek takımlarını, özellikle şalvar kotları, sonra taytları, tesbih kolyeleri, clubları, aptalları, pijama takımlarını, lise çoraplarını, terlikleri, kedileri, altın kaplama osmanlı temalı paşabahçe aksesuarları, sonradan görülenleri, insanları, yaşlıları, gazileri, çocukları........tokatlamak istiyorum. sara krizi geçirip hayatıma başka bir yön çizmek istiyorum.herhangi birşeyi aniden ayıkarak, müthiş şaşırarak, ferahlıyarak, kendimi tokatlayarak, anlamak istiyorum. birden yüksek voltlu tasarruflu ampuller gözümü alsın, onlarca beyaz önlüklü bilim adamı karşıma dikilsin ve "hoşgeldin" desinler isiyorum. kesik bir kahkaha atayım, ağzımdan kan aksın.
dethklok- murmaider
dethklok- awaken
29 Ocak 2010 Cuma
28 Ocak 2010 Perşembe
sodom'un savunması
Adem soyunun öyküsü: Tanrı insanı yarattığında onu kendine benzer kıldı.
Rab karşı duramadığım İnsanların eline verdi beni. (1. ağıt)
insan için boyunduruğu gençken taşımak iyidir. (3. ağıt)
Atalarımız günah işledi, Ama artık onlar yok; Suçlarının cezasını biz yüklendik.
Ama sen, sonsuza dek tahtında oturursun, ya RAB, Egemenliğin kuşaklar boyu sürer.
Niçin bizi hep unutuyorsun, Neden bizi uzun süre terk ediyorsun? (5. ağıt)
Peygamberlerin senin için boş ve anlamsız görümler gördüler. Suçunu ortaya çıkarsalardı, eski gönencine kavuşabilirdin; Oysa seni ayartacak boş görümler gördüler(2. ağıt) :
Sevgi Tanrı`nın buyruklarına uygun yaşamamız demektir. (yuhanna'nın ikinci mektubu)
RAB korkusudur bilginin temeli. (özdeyişler)
Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. (yaratılış)
apple of sodom
kaynakça
Rab karşı duramadığım İnsanların eline verdi beni. (1. ağıt)
insan için boyunduruğu gençken taşımak iyidir. (3. ağıt)
Atalarımız günah işledi, Ama artık onlar yok; Suçlarının cezasını biz yüklendik.
Ama sen, sonsuza dek tahtında oturursun, ya RAB, Egemenliğin kuşaklar boyu sürer.
Niçin bizi hep unutuyorsun, Neden bizi uzun süre terk ediyorsun? (5. ağıt)
Peygamberlerin senin için boş ve anlamsız görümler gördüler. Suçunu ortaya çıkarsalardı, eski gönencine kavuşabilirdin; Oysa seni ayartacak boş görümler gördüler(2. ağıt) :
Sevgi Tanrı`nın buyruklarına uygun yaşamamız demektir. (yuhanna'nın ikinci mektubu)
RAB korkusudur bilginin temeli. (özdeyişler)
Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. (yaratılış)
apple of sodom
kaynakça
26 Ocak 2010 Salı
yalnız benim ol
“Yalnız benim ol” yazıyor kalınca ve uzunca bir kitabın kapağında, beyaz zemin üzerine kırmızı mürekkeple. Bir şişe suyun üç buçuk lira olduğu bir havalimanı kafesinde kırklı yaşlarında bir kadının manikürlü tombul ellerinde gördüm.ellerinde “yalnız benim ol” yazıyor kadının.
İlk anda bencil, zaman ilerledikçe anlamsız bir dilek (mi?)
benim ve bir başkasının olma! Seni paylaşmak istemiyor değilim ama benim olduğun gibi bir başkasına ait olma (mı diyor?)
bana aitsin, bir benimsin; ellerim, ayaklarım, iç organlarım gibisin (mi demek istiyor?)
bana öyle geliyor, söylenecek laf değil “yalnız benim ol”. Ne bilirsen onu ol. Nasıl istersen öyle ol. Git kimin olursan ol. Gerekli tüm organlarım üstümde, benim yirmilik dişim bile yok.
Kadının gözleri etrafı süzüyor. Elinde kitap kapağıyla uyumlu kırmızı püsküllü bir kitap ayracı sallıyor. Ara sıra duruşunu kontrol ediyor, dik oturmaya alışmaya çalışıyor. Hiç “benim ol” diyen bir tavrı yok kadının. Boğazlı kazağında cazibe yok. Ayakkabıları koyu kahverengi kadife, ortopedik taban.gri kareli likralı kumaş pantolonunda kazağıyla bir renk kalın çizgiler var.ve kestane kabarık saçları, 14 ayar beyaz altın küpeleri, ve o gereğinden kalın ve çetrefilli nikah yüzüğü (belli ki yenilenmiş yakın zamanda)... Yüzü beyaz, tombul, sarkık ve orta sınıf tepkilerinin izleri alnında, ağız kenarında.
Ona bir türlü ait olmayanlara ait olmanın serzenişiyle yazıyor ellerine galiba “yalnız benim ol” diye.
Ya da bana öyle geliyor.
Ben elime gizliajans’ı aldım. Yazmaya başladım. Rötar: 1 saat 15 dakika. dinlenilmemiş şarkılarım var.
İlk anda bencil, zaman ilerledikçe anlamsız bir dilek (mi?)
benim ve bir başkasının olma! Seni paylaşmak istemiyor değilim ama benim olduğun gibi bir başkasına ait olma (mı diyor?)
bana aitsin, bir benimsin; ellerim, ayaklarım, iç organlarım gibisin (mi demek istiyor?)
bana öyle geliyor, söylenecek laf değil “yalnız benim ol”. Ne bilirsen onu ol. Nasıl istersen öyle ol. Git kimin olursan ol. Gerekli tüm organlarım üstümde, benim yirmilik dişim bile yok.
Kadının gözleri etrafı süzüyor. Elinde kitap kapağıyla uyumlu kırmızı püsküllü bir kitap ayracı sallıyor. Ara sıra duruşunu kontrol ediyor, dik oturmaya alışmaya çalışıyor. Hiç “benim ol” diyen bir tavrı yok kadının. Boğazlı kazağında cazibe yok. Ayakkabıları koyu kahverengi kadife, ortopedik taban.gri kareli likralı kumaş pantolonunda kazağıyla bir renk kalın çizgiler var.ve kestane kabarık saçları, 14 ayar beyaz altın küpeleri, ve o gereğinden kalın ve çetrefilli nikah yüzüğü (belli ki yenilenmiş yakın zamanda)... Yüzü beyaz, tombul, sarkık ve orta sınıf tepkilerinin izleri alnında, ağız kenarında.
Ona bir türlü ait olmayanlara ait olmanın serzenişiyle yazıyor ellerine galiba “yalnız benim ol” diye.
Ya da bana öyle geliyor.
Ben elime gizliajans’ı aldım. Yazmaya başladım. Rötar: 1 saat 15 dakika. dinlenilmemiş şarkılarım var.
24 Ocak 2010 Pazar
plan nedir?
1. tekil şahıs benim.
2. tekil şahıs sen ol.
3. tekil teslise hevesli başka biri o’lsun.
3 kişi olalım. 3 tekil şahıs. 3 kişilik 3gen bir masada oturalım.
Sonra düşünerek konuşalım. Sokrates, Platon ve Aristoteles gibi. Bir yerde aynı ama birçok başka yerde ayrı olalım. Ben havai konuşayım 2. tekil beni yere indirsin. 3. tekil bir şey bilmediği iddiasında olsun. “yok canım öyle deme” deyip teselli edelim.
. Hiçbir çoklukla çoğullanmayalım. Tekil, tikel ve tekel olalım.
*
Kadıköy’den bineceksin, çiçekçi’de ineceksin. Bekliyorum. senden birşeyler dinleyelim.
2. tekil şahıs sen ol.
3. tekil teslise hevesli başka biri o’lsun.
3 kişi olalım. 3 tekil şahıs. 3 kişilik 3gen bir masada oturalım.
Sonra düşünerek konuşalım. Sokrates, Platon ve Aristoteles gibi. Bir yerde aynı ama birçok başka yerde ayrı olalım. Ben havai konuşayım 2. tekil beni yere indirsin. 3. tekil bir şey bilmediği iddiasında olsun. “yok canım öyle deme” deyip teselli edelim.
. Hiçbir çoklukla çoğullanmayalım. Tekil, tikel ve tekel olalım.
*
Kadıköy’den bineceksin, çiçekçi’de ineceksin. Bekliyorum. senden birşeyler dinleyelim.
17 Ocak 2010 Pazar
sesli mesaj
ey sareba
incitir kötü kokan, sakallı, tükrüklü, yalnız, çirkin, zayıf, aç, müslüman, erkek bir ses.üstelik anlamadığım doğu dillerinde şarkılar illa ki ağıda çalar. buluşup ağlaşalım artık; sıkıldım monologlardan.
shirin shirinam
shirin shirinam
13 Ocak 2010 Çarşamba
13.10.10
Koştu. Çocukça bir genellemeye vardı. Orada bir süre soluklandı. Sonra omzuna geç kalmış bir soru abandı . Aheste yürüdü eli başında. Bilmenin imkanı yok, dedi. Bilmesine imkan yoktu. Durdu.
&
Diline tatlı sözler geldi. Söylese tükenecekti. Bu sözler de aynı şekerli sakız gibi can sıkacaktı zamanla. Üstünden zaman geçti. Tükürmedi. Yut, dedi annesi. Yuttu.
&
Önüne ihtimaller koydu. Teraziye gelmez ihtimallerdi bunlar: Karo papaz, sinek sekiz, maça kız, kupa as. Seçim yapamadı. Valeler bir hayli toydular.
&
Üretim ilişkileri vardı her şey gibi onun da temelinde. Üretim ilişkilerinden dolayımlanarak... layımlanarak... anarak… Son minvalde, bu halde.
&
Canı sıkılırdı sık sık. Hiç eğlence aramazdı o zamanlarda, buruşmuş bir canla…
Bir kağıdın en fazla sekize katlanabileceğine devasa bir kağıt düşleyerek inanmıyor hala.
&
Canı sıkıldı. Devasa bir kağıt düşledi. Kağıdın üzerinde bir şeyleri genelledi. Bir soru işareti çizdi? Düşündü. Bilmenin imkanı yoktu. Düşündeki kağıdı buruşturdu. Kağıtları masanın üzerine dizdi. Valeler bir hayli toydu.
Sakızını yuttu. Sustu.
&
Diline tatlı sözler geldi. Söylese tükenecekti. Bu sözler de aynı şekerli sakız gibi can sıkacaktı zamanla. Üstünden zaman geçti. Tükürmedi. Yut, dedi annesi. Yuttu.
&
Önüne ihtimaller koydu. Teraziye gelmez ihtimallerdi bunlar: Karo papaz, sinek sekiz, maça kız, kupa as. Seçim yapamadı. Valeler bir hayli toydular.
&
Üretim ilişkileri vardı her şey gibi onun da temelinde. Üretim ilişkilerinden dolayımlanarak... layımlanarak... anarak… Son minvalde, bu halde.
&
Canı sıkılırdı sık sık. Hiç eğlence aramazdı o zamanlarda, buruşmuş bir canla…
Bir kağıdın en fazla sekize katlanabileceğine devasa bir kağıt düşleyerek inanmıyor hala.
&
Canı sıkıldı. Devasa bir kağıt düşledi. Kağıdın üzerinde bir şeyleri genelledi. Bir soru işareti çizdi? Düşündü. Bilmenin imkanı yoktu. Düşündeki kağıdı buruşturdu. Kağıtları masanın üzerine dizdi. Valeler bir hayli toydu.
Sakızını yuttu. Sustu.
9 Ocak 2010 Cumartesi
paçalı güvercin
simit sarayında oturup bir çayla internete girmek mutluluk verici gibiyken ayakları bağlı bir güvercinin dışarda dolanması insanı mutsuz eder.ağaltır hatta.bir çay daha istersin sonra. kim bağlar bir kuşun ayağını?insandır muhakkak. şişman kirli sakallı ayyaş bir abimizdir. horoz dövüşüne katılma potansiyeli olan bir abimiz...öyledir muhakkak, öyledir.
-souad massi bir yerden bulup dinleyin bence. dinlemeye de ya kalbi (deb)'den başlayın, sonra devam edin. fizy'de de olması gerek...-
-souad massi bir yerden bulup dinleyin bence. dinlemeye de ya kalbi (deb)'den başlayın, sonra devam edin. fizy'de de olması gerek...-
3 Ocak 2010 Pazar
öyle
neredeyse 5 gündür odamdan çıkmamış olacaktım ki canan aradı.ulusal sınırlar içine girmiş bulunmakta ve her an sizin de kapınızı çalabilir.tetikte olunuz (duygu). doğrusu memnuniyetle buluştum.hakkımda bildiği, hatıraldığı detaylar hayret vericiydi.kıza büyük ayıp ettim, ama
a.haberi yok.
b. bilmek de istemez zaten.
c. öğrenirse intihar ederim.
d.hepsi ve hiçbiri.
neyse geçelim bu konuyu.
benden fotoğrafçı olmaz. doksan tane fotoğraf çektim, sadece on tanesinin eli yüzü düzgün. enişte hocam normal dedi, eğitime gitmen lazım dedi.ama o zaman hobi olmaktan çıkıp bir işe dönüşür diye çekiniyorum. diyorum ki bir de, biri bana tekrar gitar öğretsin ama kursa gitmeyeyim. (ha inci?)
buna da neyse.
eğer aptal gibi lisede birkaç yıl boyunca günde beş on kere dinlemeseydim, şimdi portishead dinlemekten büyük zevk alabilirdim. beth gibbons'ın karizmasını izlemeye henüz nail oldum, bayıldım. şöyle de bir linkle ölümsüzleştirmek isterim: glory box-portishead cat power da yaşlanınca böyle olsun. bu kadının bir başka modeli de bizim uluslararası hukukçumuzdur, gökçen alpkaya (tıklayın). yine yeni fark ediyorum ki gökçen hoca benim yaşamak isteyip de ancak ortasından kavuşabildiğim bir akademik yaşantı sürmüş. (bkz. fotoğrafın altındaki kırmızı yazılar)
işte bu da böyle.
hazır bu kadar yazı okumuşken yukarda linkini attığım yeni bloguma da girin.neden "od" diye düşünürsünüz siz.şöyle, ben bu insanları ateşe taptıracaktım başta, zerdüşt edecektim ama sonra vazgeçtim.artık yalnızca fonetik diye od.güzel bir şey bence herkes uydursun böyle şeyler.
çok canım sıkılıyor be.
a.haberi yok.
b. bilmek de istemez zaten.
c. öğrenirse intihar ederim.
d.hepsi ve hiçbiri.
neyse geçelim bu konuyu.
benden fotoğrafçı olmaz. doksan tane fotoğraf çektim, sadece on tanesinin eli yüzü düzgün. enişte hocam normal dedi, eğitime gitmen lazım dedi.ama o zaman hobi olmaktan çıkıp bir işe dönüşür diye çekiniyorum. diyorum ki bir de, biri bana tekrar gitar öğretsin ama kursa gitmeyeyim. (ha inci?)
buna da neyse.
eğer aptal gibi lisede birkaç yıl boyunca günde beş on kere dinlemeseydim, şimdi portishead dinlemekten büyük zevk alabilirdim. beth gibbons'ın karizmasını izlemeye henüz nail oldum, bayıldım. şöyle de bir linkle ölümsüzleştirmek isterim: glory box-portishead cat power da yaşlanınca böyle olsun. bu kadının bir başka modeli de bizim uluslararası hukukçumuzdur, gökçen alpkaya (tıklayın). yine yeni fark ediyorum ki gökçen hoca benim yaşamak isteyip de ancak ortasından kavuşabildiğim bir akademik yaşantı sürmüş. (bkz. fotoğrafın altındaki kırmızı yazılar)
işte bu da böyle.
hazır bu kadar yazı okumuşken yukarda linkini attığım yeni bloguma da girin.neden "od" diye düşünürsünüz siz.şöyle, ben bu insanları ateşe taptıracaktım başta, zerdüşt edecektim ama sonra vazgeçtim.artık yalnızca fonetik diye od.güzel bir şey bence herkes uydursun böyle şeyler.
çok canım sıkılıyor be.
2 Ocak 2010 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)