bazen bir kitabın 78. sayfasında gece saatlerinde çıkmalı sokağa. hızlı hızlı yürümeli bir yere. bakkalla taşralı bir konuşmaya dahil olmaktan çekinmemeli. hak vermediği şeylere hak vermeli gerekirse. (ki öyle zamanlarda muhakkak gerekir) hareketli gölgesini hayretle izlemeli. bacaklarının uzamasına gövdesinin kısalmasına gülümsemeli. sarı sokak köpeklerinden ürkmemeli, siyah parlak kunduralı adamlardan da. bilmediği bir maçın bilmediği bir olumlu skoruna sevinen arabalar dolusu insana (hoş bir tesadüf) kafa selamı vermeli, sanki o da sırf o amaçla oradaymış gibi. karanlıkta korkacak bir şey yok. karanlıkta kimsenin gölgesi yok. sokağın kedilerine köpeklerine ve çöplerine, adım başı sigara izmaritlerine yol arkadaşlığı etmeli. sokaklara pijamalarıyla dahil olmalı. (sanki pijamalarıyla çıplaklığa daha yakın insan.) ve böylece hiç bilmediği bir amaçtan caymış hiç anlamadığı bir ferahlığa ermeli. yani düşünmeden... ama iyi geleceğine reçeteli ilaç gibi güvenerek...yani bilemeyerek. ( beni böyle eden ne?)
denk gelen aşk şarkısına üzülerek -ki aşk sözcüğü geçmez ne zamandır hiçbir metinde- ; olmayan bir aşkın olmayan acısına iç çekerek ve içlenerek; bu türk sanat müziği güftesine dahil olmayı dileyerek nefesimi doldurup yavaşlattım yokuş aşağı yürürken. adımlarımı nefesimi uyduramadım. (şu sıralar beni yollara döken asıl sorun da bunun gibi bir şey olsa gerek) nihayet bileğimden kavrayıp geldiğim yere dönmem gerektiğini söyledi saat.
sonra 79, sonra 80...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder